15.01.2021 - Malatya Şehir Portalı & Firma Rehberi
Malatya Portal ~ Firma Rehberi

Bedir Savaşı Geniş Açıklama

Bedir Savaşı Geniş Açıklama

 

Ramazan Ayı Hicretin İkinci Yılı Bedir, Medine den seksen mil (yaklaşık 150 km) uzakta bir köyün ismidir. Burada her yıl bir panayır kurulurdu. Bundan dolayı, Suriye ye giden kervanlar bozuk yollardan geçerek ve çok zor geçilen tepeleri aşarak buradan geçerlerdi.

Kureyş Peygamberimizin hicretinden beri Medine ye saldırmak için hazırlıkta bulunuyordu. Kureyş müşrikleri önce “Abdullah b. Ubeyy” e başvurarak ondan, Peygamberimizi öldürmesini istemişler, aksi takdirde ona hücum edeceklerini bildirmişlerdi. Kureyşlilerin hazırladığı küçük birlikler Medine nin etrafında dolaşır, bunların bir kısmı ileri giderek Medine nin meralarına kadar açılırlardı. Bir savaş gücü hazırlamak için en fazla lazım olan şey paradır. Bundan dolayı Kureyş, bu yıl Suriye ye büyük bir kervan göndermişti. Bütün Mekkeliler bu kervana mallarıyla katılmışlar; yalnız erkekler değil kadınlar bile kervan hazırlığına ortak olmuşlardı. Kervan Mekke den Suriye ye hareket etmiş ve “Hadrami” nin  öldürülmesi hadisesi sırasında henüz dönmemişti. Bu olay ise bütün Kureyş i alt üst etmişti.

Aynı sıralarda Müslümanların Kureyş kervanını yağma edeceklerine dair Mekke de söylentiler yayılmış, bu da Kureyş in kızgınlık ve öfkesini kat kat arttırmıştı. Onlar da bütün Arapları Müslümanlara karşı harekete geçirmek için gayret ettiler. Peygamberimizin bundan haberdar olduğu zaman, ashabı toplayarak onlarla görüşmüş, Hz.Ebu Bekir ile diğer bazı sahabeler İslamiyet i savunmak için her fedakarlığa katlanmaya hazır olduklarını söylemişlerdi. Fakat Peygamberimiz Ensar a bakıyordu. Çünkü onlar sadece Medine nin saldırıya uğraması halinde Muhacirlere yardım için söz vermişlerdi. Hazrec reisi Sa’d b. Ubade ayağa kalkarak şu sözleri söyledi ; “ Ya Resulallah ! Yemin ederim ki, bize düşmanlara direnmeyi değil, kendimizi denize atmayı emredersen, hiç tereddüt etmeden atlarız.” İmam Müslim in rivayeti bu şekildedir. İmam Buhari ise “Mikdad” ın şu sözlerini kaydediyor: “ Ya Resulallah! Biz sana Musa nın kavmi gibi git de Rabbin ile birlikte savaş, biz burada kalacağız, demeyiz. Biz senin sağında, solunda,önünde ve arkanda savaşacağız.” Peygamberimiz hicretin ikinci senesi, ramazanın on ikinci gününde, üç yüz mücahitle birlikte Medine den hareket etti. Şehirden bir mil uzakta askerlerini gözden geçirdi; içlerinden yaşları küçük olanları şehre geri gönderdi. Umeyr b. Ebi Vakkas, evlerine dönmeleri gereken bu çocuklardandı. Kendisine şehre dönmesi söylendiğinde Umeyr ağlamaya başlamış, sonunda Resul-i Ekrem onu alıkoymuştu. Onun ağabeyi Sad b. Ebi Vakkas kendi eliyle kardeşinin beline kılcını takmıştı. İslam askerlerinin sayısı üç yüz on üçten ibaretti. Bunların atmışı Muhacirlerden, gerisi Ensar dan idi.

Müslümanların yokluğu sırasında Yahudiler ile münafıkların Medine de bir takım fitneler çıkarmaları ihtimali olduğundan Ebü Lübabe b. Abdülmünzir Medine valiliğine atanarak geri gönderilmiş, Medine nin yüksek tarafı olan Aliye ye de Asım b. Adiy gönderilmişti. Bu tedbirlerin alınmasından sonra Peygamberimiz Bedir e ve Mekkelilerin yaklaşmakta oldukları yöne doğru ilerledi. Besbesse ile Adiy düşmanın hareketini gözetlemek için görevlendirildiler. Resul-i Ekrem Ravha, Munsarif, Zatu Eczal, Mualla, Esil noktalarını geçerek, ramazanın on yedinci günü Bedir e gelmiş, kaşifler Kureyş in vadinin öte tarafına vardıklarını haber vermişlerdi. Bunun üzerine Peygamberimiz duraklamış, İslam askerleri de burada konaklamışlardı. Kureyş Mekke den tamamiyle silahlanmış olarak gelmişti. Düşman askerlerinin sayısı bindi. Bunların yüzü süvari idi. Bütün kureyş reisleri bu sefere katılmışlardı. Ancak Ebu Leheb bir sebepten dolayı gelememiş, kendi tarafından adam göndermişti. Askerlerin ihtiyaçları şu şekilde sağlanmıştı : Abbas, Utbe b. Rebia, Hars b. Amir, Nadr b. El-Haris, Umeyye, Ebu Cehil gibi kureyş reislerinden her biri her gün onar deve keserek askerin yiyeceğini sağlıyorlardı. Kureyşin en büyük reisi olan Utbe b. Rebia Mekkelilerin baş kumandanlığına seçilmişti.

Kureyş Bedir e geldiği zaman Ebu Süfyan tarafından getirilen kervanın tehlikeli bölgeden emniyetle geçtiğini haber aldılar. Bunun üzerine Adiy ve Zühre reisleri, Müslümanlarla savaşmanın bir anlamı kalmadığını söylediler. Ebu Cehil, bu teklifi reddedince bu kabileler, Mekkelileri bırakarak geri döndüler. Kureyş, Müslümanlardan önce savaş alanına ulaştığı için en hakim noktaları işgal etmişlerdi. Müslümanların elinde bir su kuyusu bile yoktu. Zemin o kadar kumlu idi ki, develerin ayakları kuma batıyordu. Hubab b. Münzir ; Peygamberimizin yanına yaklaşarak, savaş için seçilen yerin Allah tan gelen bir vahiy ile mi belirlendiğini sordu. Resul-i Ekrem buna dair vahy-i ilahi gelmediğini söyleyince Hubab da su kuyularından birini işgal ederek, diğer kuyuların yıkılmasını tavsiye etti. Resul-i Ekrem bunu kabul ederek uygulattı.

Allah ın rahmetiyle yağan yağmur, kumlar ve tozları bastırdı. Sahabiler abdest almak ve yıkanmak konusunda susuzluğa düşmemek için yağmur sularını küçük derelere toplamışlardı. Kur’an bu duruma işaret ederek şöyle der ; O sırada size, yine katından bir güven ve esenlik olmak üzere bir uyku sardırıyordu, sizi temizlemek, şeytanın vesvesesini sizden gidermek, yüreklerinize kuvvet vermek ve ayaklarınızı sağlam durdurmak için gökten üzerinize yağmur indiriyordu. (el-enfal 8/11).  

Kuyular Müslümanların elinde olmakla beraber Hz.Peygamber, düşmanlarını sudan mahrum etmek istememiş, Kureyşin de istifade etmesine göz yummuştu. Gece sahabiler dinlenmişler ve uyumuşlardı. Ancak bir kişi vardı ki bütün geceyi uyanık ,ibadetle geçirmişti. Bu, Müslümanların rehberi ve Allah ın peygamberi idi. Sabah olduğunda Müslümanları namaza davet etmiş, sonra onlara cihad hakkındaki ayetleri okumuştu. Kureyş arasında kan dökülmesini istemeyen asil kalpli insanlar olmakla beraber genel olarak insanlar savaşı sabırsızlıkla bekliyordu. Bunların biri Hakim b. Hüzzam idi ki daha sonra İslamiyeti kabul etmiştir. Hakim b. Hüzzam Mekkelilerin başkumandanı Utbe ye giderek ; “ Bugün sen kendi adına ebedi bir eser ortaya koyabilirsin!” dedi. Utbe bunun nasıl olacağını sordu, o da şu şekilde cevap verdi ; “Biliyorsunuz ki kureyşin bütün arzusu Hadrami nin katilinden intikam almaktır. Hadrami senin halefin olduğundan sen onun diyetini verir ve bu hadiseyi bitirebilirsin!”. Utbe iyi kalpli bir adam olduğu için bu teklifi kabul etmiş ve diyetini vermeye razı olmuştu. Yalnız Ebu Cehil ‘in bunu onaylaması lazımdı. Hakim ona da gitmiş ve vaziyetini anlatmıştı.

Bu sırada Ebu Cehil okları yere seriyordu. Hemen şu cevabı verdi : “O halde demek ki Utbe nin cesareti kalmamış!”. Utbe nin oğlu Ebu Hüzeyfe Müslümanlığı kabul etmişti. Ebu Cehil, Utbe nin oğlu yüzünden sarsıldığını, oğlunu savaşın tehlikelerinden kurtarmak istediğini zannetmişti. Ebu Cehil, öldürülmüş olan Hadrami nin kardeşi Amir i çağırtarak ona, “işte görüyorsunuz ki katiller elimize düştükten sonra elimizden kaçmalarına izin veriliyor” dedi. Buna karşı Amir Arapların adetine uyarak üstünü başını parçalamış, başını çamurla sıvamış ve intikam için feryada başlamıştı. Onun bu feryatları Mekkelileri yeniden canlandırmıştı. Utbe, Ebu Cehil in kendisine yaptığı hakareti duyduğu zaman etkilenerek miğfer istemiş ve ona “Savaş meydanı, hangimizin korkak olduğunu gösterecektir” demiştir. Utbe nin kafası o kadar büyüktü ki hiçbir miğfer başına uymamıştı. Onun için başına bir bez parçası bağlamış ve savaş alanına ilerlemişti. Sahabiler Resul-i Ekrem için savaş alanının gerisinde bir gölgelik yapmışlardı. Sa’d b. Muaz yalın kılıç burada nöbet bekliyor, düşmanın buraya sokulmamasına dikkat ediyordu. Gerçi Canab-ı Hak Resulüne zafer müjdesi vermiş, meleklerini O na yardımcı etmişse de Resul-i Ekrem bu sebepler aleminin gereklerini yerine getirmek için askerlerini saf saf dizmiş, Mus’ab b. Umeyr i Muhacirlerin, Hubab b. Münzir i Hazrec in, Sa’d b. Muaz ı Evs in bayraktarı olarak seçmişti.

Resul-i Ekrem sabah erkenden arkadaşlarıyla beraber çıkmış, eline bir ok alarak, mücahidleri hazırlamış, onların söz söylemelerini, savaş naraları atmalarını yasaklamıştı. Ashabdan Ebu Huzeyfe b. El-Yeman ile Ebu Huseyl Mekke den gelirken müşrikler tarafından yakalanmışlardı. Bunlara Hz.Muhammed i desteklemeye mi gittikleri soruldu. Bu iki arkadaş da müşriklerin elinden kurtulmak için savaşa katılmayacaklarını söylediler. Bunun üzerine bunlar Resul-i Ekrem in yanına gelince, olayı anlatmışlar, Resul-i Ekrem de onlara “Biz verdiğimiz söze mutlaka riayet etmeliyiz. Allah ın yardımı bize kafidir” demiştir. Düşmanların sayıca çok fazla oldukları bu sırada Müslümanların bir kişi bile artmaları kendi adlarına kazanç sayılırdı. Fakat Resul-i Ekrem pek tehlikeli bir durumda olmakla beraber verdiği sözü büyük bir samimiyetle yerine getiriyordu.  Artık iki ordu karşılaşmıştı. Bir tarafta batıl diğer tarafta hak, bir tarafta zulmet diğer tarafta nur, bir tarafta müşrikler diğer tarafta iman ordusu duruyordu.(Al-i İmran suresi 13. Ayet bundan bahsetmektedir) Manzara pek etkileyiciydi.

Bütün dünyadaki tek tevhid kalesinin geleceği tehlikede idi . Tevhid inancının hayatı şu birkaç faninin hayatına bağlı idi. Buhari ve Müslim ‘in rivayetine göre Rasulallah bu manzara karşısında büyük bir teslimiyetle durmuş, ellerini semaya uzatmış ve şu sözleri söylemişti : “ Ya Rabbi ! Bugün va’dini yerine getir! “ Resul-i Ekrem duaya o kadar dalmıştı ki ihramı omzundan düştüğü halde farkına varmamıştı. Secdeye kapanmış ve “ Ya Rabbi! Şu birkaç can bugün telef olursa, ta kıyamet gününe kadar sana kulluk eden kalmayacak” demişti. Bu durum, bütün sahabeleri duygulandırdı. Hepsinin gözlerinden yaşlar boşaldı. Hz.Ebu Bekir “ Cenab-ı Hak vadini lutf edecek!” dedi. Ve nihayet Cenabı- Peygamber manevi bir huzur ve sükunet içinde şu vahyi okudu : Bütün bu toplananlar mağlup olacak ve kaçacaklar “ (el-Kamer 54/45)   Kureyş ordusu çok yaklaşmıştı. Peygamber arkadaşlarının harekete geçmelerine izin vermiyordu. Düşman çok fazla yaklaştığı zaman, karşı karşıya gelen insanların baba ile evlad, kardeş ile ağabey oldukları görüldü. Ebu Bekir henüz İslamiyet i kabul etmeyen oğlu Abdurrahman ilerlediği zaman kılıcı çekmiş ve ona karşı gelmişti. Kureyş kumandanı Utbe karşısında oğlu Ebu Huzeyfe yi bulmuştu. Ömer dayısını öldürmek mecburiyetinde kalmıştı. Savaş, kardeşinin öcünü almak isteyen Amir Hadrami nin ileri atılmasıyla başladı.

Ona karşı Hz.Ömer in bir kölesi ilerlemiş ve şehit düşmüştü. Bundan hemen sonra Ebu Cehil in hakaretinden çok etkilenen Utbe ilerledi, Utbe nin göğsünde rütbesini gösteren devekuşu tüyleri vardı. Utbe nin yanında kardeşi Şeybe ve oğlu Velid bulunuyordu. Müslümanların içinde bunlara karşı Avf, Muaz ve Abdullah b. Revaha çıkmıştı. Utbe bunların isimlerini, soylarını sormuş ve onların Ensar olduklarını anlayınca : “ Bizim sizinle bir kavgamız yoktur “. Sonra Hz.Muhammed e hitaben : “ Bunlar bizim seviyemizde insanlar değildir. “ demişti. Resul-i Ekrem de Ensar ı geriye çağırmış, onların yerine Hz.Hamza, Hz.Ali ve Hz.Ebu Ubeyde yi göndermişti. Utbe yüzleri kapalı olduğundan bunlara da isimlerini sormuş, sonra onlara : “Siz bizim yakınımızsınız” demişti. Utbe Hamza ile dövüşerek öldürülmüştü. Onun oğlu Velid, Hz.Ali ile dövüşmüş, o da babası gibi öldürülmüş, yalnız Utbe nin kardeşi Şeybe Hz.Ebu Ubeyde yi yaralamıştı. Fakat Hz.Ali hemen Şeybe nin üzerine atılarak onu öldürmüş ve Ebu Ubeyde yi taşıyarak Resul-i Ekrem in huzuruna getirmişti. Hz.Ebu Ubeyde gözlerini açarak “ Ya Resulullah, şehid olma nimetinden mahrum mu kaldım?” demiş. Resul-i Ekrem : “ Hayır, o mertebeyi kazandın!” diye cevap vermişti.

Ebu Ubeyde de “ Bugün Ebu Talib hayatta olsaydı onun, “Muhammed i ancak onun etrafında öldükten ve çocuklarımızla eşlerimizi unuttuktan sonra teslim ederiz.” Şeklindeki şiirinin bu manzaraya uygun düştüğünü görürdü.” Karşılığını vermişti. Bunun üzerine Said b. El As ‘ın oğlu Ubeyde, Mekkeliler arasından çıkarak meydan okumuş, ona karşı da Hz.Zübeyr çıkmıştı. Ubeyde nin yüzünden sadece, gözleri belli olduğundan Hz.Zübeyr onun gözlerine doğru mızrağı atmış ve Ubeyde yi bir darbede öldürmüştü. Zübeyr in bu mızrağı bir yadigar olarak saklanmış, önce Resul-i Ekrem sonra Hulefa-i Raşidin onu muhafaza etmiştir. Daha sonra bu mızrak, Hz.Abdullah b. Zübeyr e geçmiştir. Zübeyr Bedir savaşı sırasında çeşitli yerlerinden yaralanmıştı. Bilhassa omzundaki yarası o kadar derindi ki kapandıktan sonra da içine bir parmak girebiliyordu. Zübeyr in kılıcı savaş sırasında kırılmıştı. Bu çatışmaların hemen ardından iki taraftan hamleler başladı. Mekkeliler çok kuvvetli ve çok iyi hazırlanmış olduklarından dolayı kazanacaklarından emindiler. Resul-i Ekrem ise, Allah ‘ın huzurunda secdeye kapanarak Müslümanlar için zafer diliyordu.

O zaman Ebu Cehil İslamiyet düşmanlığının sembolüydü. Ensar dan iki kardeş ; Muaz ve Muavviz onu öldürmeye karar vermişlerdi. Hz. Abdurrahman b. Avf der ki ; “ben safta dururken, ansızın iki genç göründü ve bana yaklaştılar. Biri Ebu Cehil in nerede olduğunu sordu, Ne yapacaksın dedim. Onu, ya öldürmeye veya onun elinden öldürülmeye karar verdim” dedi. Sonra diğeri sol kulağıma bir şeyler fısıldadı, ben de Ebu Cehil i gösterdim. İkisi de onun üzerine kartal gibi atladılar. Bu iki genç Afra nın çocuklarıydılar. Ebu Cehil in oğlu İkrime, Muaz ‘ın arkasından koluna bir kılıç darbesi indirmiş, Muaz ‘ın kolu vücudundan ayrılarak sarkmış, kanlar fışkırmış o da kolunu vücüdundan büsbütün vücudundan ayırarak savaşa devam etmişti. Savaş başlamadan önce, Peygamberimiz Mekkeliler arasından bazı adamların kendi istekleriyle savaşa gelmedikleri, müşrikler tarafından zorla savaşa sürüklendiklerini söylemiş, bunların isimlerini de saymıştı. Bunların arasında Ebü’l-Bahteri de vardı.(Ebü’l Bahteri nin, Mekkelilerin Müslümanlar aleyhindeki boykotunu kıran ilk kişi olduğunu biliyoruz.)

Mücezzir b. Ziyad el-Belevi, Ebü’l Bahteri ye rastladığında ona : “ Peygamberimiz, sizi öldürmemizi yasakladı; onun için sana dokunmayacağız” demişti. Ebü’l Bahteri, yanındaki arkadaşının (Cünade b. Müleyha ‘ya) ne olacağını sormuş, onunla savaş edileceği cevabını alınca : “ Bütün arap kadınlarının benimle alay etmelerine tahammül edemem. Hepsi de Ebü’l Bahteri arkadaşını bırakarak kaçtı derler, asil bir insan arkadaşını teslim edemez, meğer ki can vere veya başka bir yol bula” karşılığında bulunmuş ve Mücezzir ‘e hücum etmiş ise de öldürülmüştü. Kureyş kumandanlarından Utbe ile Ebu Cehil in öldürülmeleri, kureyşin moralini bozmuştu. Peygamberimizin en insafsız düşmanı Ümeyye b. Ebi Halef de savaşa katılmıştı. Fakat Abdurrahman b. Avf ona Medine ye gelmesi halinde güvenlik içinde olacağı sözünü vermişti. Bunun üzerine Ümeyye ‘den intikam almak için fırsat kolladığı halde Abdurrahman ona verdiği sözünden dönmeyerek Medine ye geçmesi için izin vermiş, Ümeyye yi yanına alarak bir tepeden geçirmişti. Fakat Bilal-i Habeşi Ümeyye yi görerek Ensar a haber verdi. Ensar, Ümeyye ‘ye nişan alarak mızraklarıyla onu öldürdüler.

Bu sırada Abdurrahman da yaralanmış ve yarası uzun müddet kapanmamıştı. Utbe ile Ebu Cehil ‘in ölümünden sonra Kureyş bozguna uğramış, Müslümanlar da onları birer birer esir etmeye başlamışlardı. Abbas, Akil, Nevfel, Esved b Amir, Abd b. Zem ‘a gibi kureyşin saygın kişileri esirlerin arasında idiler. Resul-i Ekrem, Ebu Cehil in akıbetini öğrenmek için Hz.Abdullah b. Mes’ud u göndermişti. Abdullah Ebu Cehil ‘i ölüler arasında can verirken buldu ve ona : “ Bir milletin kendi evladını öldürmesi şerefli bir şey midir ?” demiş, sonra da can veren Ebu Cehil ‘in kafasını Peygamberimiz e götürmüştü. Batılı yazarlar, bu olayı maddeci bakış açısıyla inceleyip, kureyşin donanımı ve hazırlıklarını göz önünde bulundurarak, üç yüz mücahidin bin savaşçıya karşı zafer kazanmasına hayret ederler. Fakat bu gibi olaylar daima olmuştur. Bedir savaşında en maddeci insanları bile ikna edecek deliller vardır. Çünkü her şeyden önce ; kureyşliler kendi içlerinde birbirleriyle anlaşmazlık içindeydiler. Aslında kureyşin kumandanı olan Utbe, savaşa karşı idi. Zühre kabilesi savaşa katılmayarak geri dönmüştü. İkinci olarak ; yağmurlar, kureyşin karargahını bataklığa çevirmiş, hareket kabiliyetini engelleyerek onları zor durumda bırakmıştı. Üçüncüsü ; kureyşin manevi bakımdan moralsizliği, onlara Müslümanların sayısını çok göstermişti. Kur’an buna işaret ederek “ Onlar Müslümanları kendi sayılarının iki misli görüyorlardı” (Al-i İmran 3/13) diyor.

Dördüncüsü ; kureyşin saf savaşında düzeni bozuktu. Müslümanlar ise bizzat Resul-i Ekrem tarafından düzenlenmişlerdi. Beşinci olarak ; Müslümanlar savaşa girmeden önce dinlenmişler, müşrikler ise bütün gecelerini türlü türlü ızdıraplar içinde geçirmişlerdi. Bütün bu sebeplerin bir araya gelmesine Allah ın inayeti diyoruz. İnsan yalnız karşı karşıya gelen orduların sayısına bakacak olursa, Müslümanların savaşı kazanacaklarını ümit edemez. Kureyş içinde bütün ordularını besleyecek derecede zengin adamlar vardı. Müslümanların ise yiyecekleri kıttı. Kureyş in bin askeri vardı. Müslümanların ise sayıları üç yüzden ibaretti. Müslümanların tamamıyla silahlanmış olan askerleri azdı. Müşrikler ise tepeden tırnağa kadar silahlanmıştı. Bütün bu dengesiz şartlara rağmen, savaşın sonunda Müslümanların Muhacirlerden altı, Ensar dan sekiz kişiyi şehit verdikleri görülmüştür. Düşmanın ise Şeybe, Utbe, Ebu Cehil, Ebü’l Bahteri, Zem ‘a b. Esved, As b. Hişam, Umeyye b. Ebi Halef, Münebbih b. Haccac gibi belli başlı reisleri öldürülmüş, böylece kureyşin direnci kırılmış, kaybı yetmişe varmıştı. Bundan başka kureyşten yetmiş esir alınmıştı. Bunların içinde Ukbe b. Ebü Muayt ile Nadr b. El-haris daha sonra idam edilmişlerdi. Kalan esirler Medine ye götürüldüler.

Bunların arasında Abbas, Akil, Peygamberimizin damadı Ebu’l As da vardı. Savaş sırasında Resul-i Ekrem düşmanların defnedilmesini emrediyordu. Fakat bunların sayısı çok arttığı için bunları ayrı ayrı gömmeye imkan bulunmayarak hepsi büyük bir çukura gömülmüşlerdi. Savaş esirleri Medine de Peygamberimizin huzuruna çıkarıldıkları zaman Hz.Peygamberin hanımı Sevde de hazır bulunuyordu. Hz. Sevde, akrabası Süheyl b. Amr ‘ı esirler arasında görünce ona “ Esaret zincirlerini kadınlar gibi kendi ellerine mi taktın?” Niçin savaş sahnesinde erkekçe ölmedin demişti. Hz.Peygamber : “ Ne yapıyorsun, bunları Allah a ve Resülune karşı mı ayaklandırıyorsun? “ demiş, Sevde de “ Haşa ya Rasulallah! Fakat onları bu halde görünce kendimi tutamadım da o söylediklerimi söyleyiverdim” diyerek pişmanlığını dile getirmişti. Resul-i Ekrem esirleri ikişer üçer sahabiler arasında paylaştırarak, esirlerin hoş tutulmasını emretmişti. Sahabiler hurma ile karınlarını doyuruyorlar ekmeklerini ve yemeklerini esirlere veriyorlardı.

Esirler arasında bulunan Mus’ab b. Umeyr ‘in kardeşi Ebu Aziz diyor ki : “Yanlarında esir kaldığım Ensar, yemek vakitleri geldikçe kendileri hurma yiyorlar, bana da ekmek ve katık veriyorlardı. Ben bu vaziyetten utanır, yemeği onlara teklif ederdim. Fakat onlar kabul etmezlerdi. Çünkü Resul-i Ekrem onlara, bize iyi bakmalarını emretmişti. Bu esirler arasında bulunan Süheyl b. Amr pek iyi bir konuşmacıydı. Her meclisde Peygamberimiz aleyhinde nutuklar söylerdi. Hz.Ömer, bu adamın ileride beliğ nutuklar vermesini engellemek için hiç olmazsa bir iki dişinin sökülmesini teklif etmiş, Resul-i Ekrem de buna karşılık “ Ben bir adamı böyle bir zarara uğratacak olursam, Cenab-ı Hak da, beni peygamber olduğum halde aynı şeye uğratır” demişti. (Süheyl b. Amr, kurtuluş akçesi olan fidyeyi vererek özgürlüğüne kavuşan ilk esirdir.)  Savaş esirlerinin temiz elbiseleri yoktu. Resul-i Ekrem bunlara temiz elbiseler verilmesini emretti. Fakat Hz.Abbas o kadar boylu poslu bir adamdı ki hiç kimsenin elbisesi ona uymamıştı. Bunun için münafıkların reisi Abdullah b. Ubey boyca ona benzediğinden elbisesini ona vermişti. Buhari ye göre Resul-i Ekrem Abdullah b. Ubey ‘in bu iyiliğine karşı, onun ölümünde kendi gömleğini ona kefen olmak üzere göndermişti. Resul-i Ekrem ‘in Medine ye döndüğünde esirlere yapılacak muamele hakkında ashab ile istişare ettiğine dair yaygın bir rivayet vardır.

Hz. Ebu Bekir bunların fidye karşılığında serbest bırakılmalarını tavsiye etti. Çünkü bunların hepsi Müslümanların akrabası idiler. Hz.Ömer, İslamiyete yakın-uzak, dost-yabancı farkı tanımadığından bunların hepsinin kılıçtan geçirilmesini ve her Müslümanın akrabasını kendi eliyle öldürmesini tavsiye etmişti. Resul-i Ekrem, Hz.Ebu Bekir ‘in görüşünü kabul etti ve esirleri fidye karşılığında serbest bıraktı. Bunun üzerine şu azab ayeti vahyolundu : Eğer Allah ‘tan bir yazı (hüküm) bulunmasa idi aldığınız fidyeden dolayı size mutlaka büyük bir azab dokunurdu. “ (el-Enfal 8/68)  Bu ayet-i kerimenin gelişi üzerine Hz.Resul ile Hz.Ebu Bekir ‘in gözlerinden yaşlar boşanmıştı. Bu rivayet bütün tarih kitaplarında görüldüğü gibi hadis kitaplarında da mevcuttur. Fakat bu azab tehdidinin sebepleri hakkında çeşitli fikirler verilmektedir. Tirmizi nin rivayeti şu şekilde özetlenebilir ; “ O zaman peygambere ganimet malı hakkında henüz bir şey vahiy edilmemişti. Müslümanlar, Arapların adetlerine uyarak Bedir de ganimet toplamaya koyulmuşlardı. Bundan dolayı tehdit edilmişlerdir. Fakat onlara daha önce ihtarda bulunulmadığı için affedilmişler ve aldıkları ganimet de helal olmuştu. Çünkü yukarıda verdiğimiz ayetin ardından “ Artık elde ettiğiniz ganimetten helal ve hoş olarak yiyin ve Allah ‘a karşı gelmekten sakının. Muhakkak ki Allah bağışlayıcıdır ve merhamet edicidir” (el-Enfal 8/69).. denilmektedir. Bu ayet-i kerime Müslümanlar tarafından alınan ganimetlerin kendilerine helal edildiğini göstermektedir.

İmam Müslim ve İmam Tirmizi ye göre Müslümanlara karşı yapılan tehdit ya ganimet veya fidye yüzündendir. İmam Müslim  e göre tehdit ayeti nazil olunca Resul-i Ekrem ağlamış, Hz.Ömer kendisine niçin ağladığını sorunca “ Arkadaşlarının fidye almaları karşılığında Allah ın onlara verdiğine ağlıyorum “ demişti. Birçokları esirler öldürülmediği için bu tehdidin geldiğini söylerler. Fakat bunun aslı yoktur. Bu gibi kişiler bu iddalarını şu ayete dayandırdılar : “ Peygambere, savaş etmeden, muzaffer olmadan esir almak düşmez” (el-Enfal 8/67). Fakat bu ayet-i kerime, savaş olmadan esirler alınmayacağını gösterir. Yoksa savaşlarda esir alınanların öldürülmesini kesinlikle gerektirmez. Bedir esirlerinden dört bin dirhem fidye alınmış, fidyeden aciz olanlar onar çocuğa okuma yazma öğretmek karşılığında serbest bırakılmışlardı. Hz.Zeyd b. Sabit bu şekilde okuma yazma öğrenmişti. Ensar, Abbas ı fidye vermekten muaf tutmak istemişlerdi; çünkü Efendimizin amcası idi. Fakat Resul-i Ekrem, esirler arasında eşitliği korumak için bu teklifi kabul etmemişti. Esirler içinde zengin olanlar fidyedeki hisselerinden fazlasını veriyorlardı.

Hz. Abbas ‘ın esir olması, Peygamberimizi çok üzdüğü için, Abbas serbest bırakılmadan gözüne uyku girmemişti. Peygamberimizin damadı, yani kızı Zeynep ‘in eşi Ebu’l As ‘da esirler arasında idi. Onun fidye olarak verecek parası yoktu. Ebu’l As, Mekke ‘deki eşi Zeynep ‘e fidye göndermesi için haber yollamış, o da fidye olarak annesi Hz.Hatice tarafından düğün hediyesi olarak kendisine verilen kıymetli gerdanlığı göndermişti. Resul-i Ekrem bu gerdanlığı gördüğü zaman yirmi beş senenin anıları gözünde canlanmış, gözleri yaşarmış ve ashabına bakarak “ Bir annenin hatırasını kızına bırakmak gerekmez mi ?” demişti. Hepsi de bunu kabul ettiklerinden gerdanlık Zeynep ‘e iade edilmişti. (Taberi) Serbest bırakılan Ebu’l – As Mekke ye dönmüş ve Zeynep ‘i Medine ‘ye göndermişti. Zengin bir tüccar olan Ebu’l –As, birkaç yıl sonra ticaret için gittiği Suriye ‘den dönerken Müslümanlar tarafından yakalanınca malları yağmalanmış, fakat Zeynep ‘e sığındığından kendisine bütün malları iade edilmişti.

Bu ikinci lütuf, Ebu’l – As ‘ın Müslümanlığa karşı duyduğu bütün soğukluğu gidermişti. Mekke ye dönerek hesaplarını görmüş sonra da İslamiyet i kabul ederek Mekkelilere şu sözleri söylemişti : “ Sizin mallarınızı heder etmek için Müslüman olduğumu söylemenizi istemediğimden geldim. Hesaplarınızı gördüm, ondan sonra gidiyorum!”. Bedir yenilgisinin haberleri Mekke ye ulaştığı zaman her aile matem tutmuştu. Fakat kureyş, utancını saklamak için matemi yasakladı. Savaşta üç oğlu ölen Esved duygularını gizlememekle birlikte ağlamaktan utanıyordu. Bir gün bir feryad duyarak hizmetçisini çağırmış , “ Git o feryad edene söyle, mateme izin verilseydi ben de sel gibi yaşlar dökerek içimi açmak isterim” demişti. Fakat hizmetçi ancak devesini kaybetmiş bir kadının ağladığı haberini getirince Esved, şu mealdeki beyitleri söylemişti : “ Demek ki o kadın bir devesini kaybettiğinden dolayı ağlıyor ve uykusunu feda ediyor. Hayır sen deven için ağlama Bedir ‘deki talihsizliğimize ağla; ağlayacaksan Akil için ağla, arslanların aslanı Haris için ağla!” İslamiyet ‘in en azılı düşmanlarından Umeyr b. Vehb bir gün Hicr ‘de Safvan b. Umeyye ile Bedir de kaybettikleri için ağlarken Safvan “ Vallahi artık hayat yaşanmaya değmez” demiş ; Umeyr , “Doğru söylüyorsun! Borçlu olmasam, ailem olmasa, yalnız başıma Medine ‘ye gider Muahmmed ‘i öldürürüm” diye cevap vermişti. Safvan ona : “Sen hiç merak etme, ben senin çocuklarına bakmaya hazırım” demişti. Bunun üzerine Umeyr o yöne dönmüş, kılıcını zehirlemiş Medine ye hareket etmişti. Umeyr, Hz.Ömer e rastlamış, Ömer onun halinden şüphelenmiş, onu yakalayarak Peygamberimizin huzuruna getirmişti.

Hazreti Peygamber Ömer ‘e : “ Bırak şu adamı Ömer!” Umeyr ‘e de “Bana yaklaş, niye geldin?” diye sormuş. Umeyr : “Oğlumun serbest kalmasını sağlamak için geldim.” Cevabını vermişti. “ O halde niçin kılıcınla geldin?” deyince Umeyr “ona önem vermeyiniz, çünkü Bedir ‘de de bir işe yaramadı” diye karşılık vermişti. Peygamberimizi : “Hayır, Umeyr!” demişti. “ Siz Hicr’de Safvan ile birlikte beni öldürmeyi tasarladınız!” Bu sözler Umeyr ‘i titretmiş ve “ Muhakkak sen Allah ‘ın peygamberisin! Çünkü bunu bir ben, bir de Safvan biliyor” demişti. Sonuçta peygamberin ölümünü bekleyen Kureyş Umeyr ‘in İslamiyet i kabul ettiği haberini duydu. Umeyr, onun kanlı kılıcını bekleyen Mekkelilerin yanına samimi bir Müslüman olarak döndü. Daha sonra sahip olduğu edebi kabiliyetini İslam uğrunda kullanmış ve bu yolda bir çok şiir yazmıştır…

Bedir Savaşının Sonuçları

Bedir savaşının sonuçları dini ve siyasi açıdan çok önemlidir. Bu hadise İslam ‘ın yayılmasının başlangıcı olmuştur. Çünkü İslamın yayılması karşısında çelikten bir duvar gibi duran Kureyş reisleri, Bedir de öldürülmüşlerdir. Bedir den sonra kureyşin başkanlığına Ebu Süfyan geçmiş, daha sonra onun ardından gelenler, Emevi saltanatını kurmuşlardır. Buna rağmen, Bedir savaşı Kureyşin asıl kuvvetini sarsmıştı. Medine de, Abdullah İbn-i Selül, Bedir den önce müşrikti. Bedir den sonra İslamı kabul etmişti. Halbuki bu adam münafıktı ve münafık kalmıştı. Müslümanlarla Kureyş in arasındaki savaşın sonucunu bekleyen Arap kabileleri Müslümanların zaferini hayretle karşılamışlardı. Bu önemli sonuçlarla beraber, Bedir zaferi Müslümanlar için bazı kötü durumlarda meydana getirmişti. Bedir den önce, Medine deki Yahudiler tarafsız kalmaya söz vermişler fakat Bedir den sonra Müslümanların yükselişine tahammül edemez olmuşlardı. Bedir den önce kureyş, sadece Hadrami nin öcünü alma düşüncesinde idi. Fakat savaştan sonra bütün Mekke gözyaşı vadisi olmuştu. Bütün Mekkeliler Müslümanlardan intikam alma ateşiyle yanıyorlardı. Sevik ve Uhud vakaları Bedir savaşı yüzünden meydana gelmiştir..

Bedir Muharebesi nin Kur’an ‘da Tasviri

Bedir savaşı diğer savaşlardan daha üstündür. Kur’an-ı Kerim’in Enfal Suresinde bu savaş ayrıntılı bir şekilde tasvir edilir. Bu hadisenin önemini anlamak için Kur’an-ı Kerim’in ilgili ayetlerini okumak yeter. Bu ayet-i kerimeler olayı olduğu gibi tasvir etmektedir : “Gerçek müminler ancak o müminlerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, ayetleri okunduğu zaman imanlarını artırır. Ve bunlar yalnızca Rablerine tevekkül ederler.   Onlar ki, namazı gereği gibi kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcarlar.   İşte gerçekten mümin olanlar onlardır. Onlara Rablerinin katında dereceler vardır, bağışlanma ve değerli rızık vardır.   Nitekim Rabbin seni, hak uğruna savaşmak için evinden çıkarmıştı. Oysa Müslümanların bir kısmı o zaman bundan hoşlanmamışlardı.   Ve gerçek gün gibi açığa çıktıktan sonra bile seninle münakaşaya devam etmişlerdi; sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlardı.   İşte o zaman Allah size iki taifeden (kervan veya kureyş ordusundan) birini vaad ediyordu ki, sizin olacaktı. Siz ise arzu ediyordunuz ki, şanı ve şerefi olmayan şey (kervan) sizin olsun. Halbuki Allah, ayetleriyle hakkı yerine oturtmak ve kafirlerin arkasını kesmek istiyordu.   Ki, hakkın hak olduğunu tanıtsın ve batılı büsbütün yok etsin, varsın o günahkarlar istemesin.   O vakit siz Rabbinizden yardım diliyodunuz. O da: ‘Ben işte ardarda bin melekle size yardım ediyorum’ diye duanızı kabul buyurmuştu..   Bunu da Allah size sırf bir müjde olsun ve bununla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa zafer ancak Allah katındandır. Gerçekten Allah mutlak galiptir ve hikmet sahibidir.   O sırada size, yine katından bir güven ve esenlik olmak üzere bir uyku sardırıyordu. Sizi temizlemek, şeytanın vesvesesini sizden gidermek, yüreklerinize kuvvet vermek ve ayaklarınızı sağlam durdurmak için gökten üzerinize yağmur indiriyordu.   İşte o anda Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: ‘Ben sizinle beraberim, müminlere sebat verin. Kafirlerin yüreğine korku salacağım, hemen boyunlarının üstüne vurun, parmaklarına, parmaklarına vurun’.   Çünkü onlar Allah ‘a ve Resulüne karşı geldiler. Kim Allah ‘a ve Resulüne karşı gelirse, bilsin ki Allah ‘ın azabı çok çetindir.   İşte gördünüz ya, şimdilik siz bunu tadın, şu da kesindir ki, ahirette kafirlere cehennem azabı vardır.   Ey iman edenler! Toplu olarak kafirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arkalarınızı dönmeyin.(kaçmayın).   Böyle bir günde her kim onlara, tekrar dönüp çarpışmak için geri çekilmek veya diğer bir safta yeniden mevzilenmek halleri dışında, arkasını dönerse, muhakkak Allah ‘tan bir gazaba uğramış olur ve varacağı yer cehennemdir, orası da ne kötü bir akıbettir.   Sonra onları siz öldürmediniz, lakin Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, lakin Allah attı. Bu da müminlere güzel bir imtihan geçirtmek içindi. Allah işitendir, bilendir.   Gördünüz ya, Allah, kafirlerin kurduğu tuzağı işte böyle boşa çıkarır.   Fetih istiyorsanız, işte size fetih gelmiştir, eğer aşırı gitmez de son verirseniz, hakkınızda daha hayırlıdır. Yok eğer dönerseniz, biz de döneriz. O vakit askeriniz çok da olsa size hiçbir şekilde fayda vermez. İyi biliniz ki, Allah müminlerle beraberdir.” (el-Enfal 8/2-19)    

“Şunu da biliniz ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyden beşte biri mutlaka Allah içindir. O da peygambere ve ona yakınlığı olanlara, yetimlere, miskinlere ve yolda kalmışlara aittir. Eğer siz Allah ‘a iman etmiş, hak ile batılın ayrıldığı o gün, iki ordunun karşı karşıya geldiği o (Bedir) günü kulumuza indirdiğimiz ayetlere iman getirmiş iseniz bunu böyle biliniz. Ve biliniz ki, Allah her şeye kadirdir.   O vakit siz vadinin yakın bir yamacında idiniz, onlarsa uzak yamacında idiler. Kervan da sizden daha aşağıda idi. Öyle ki, şayet onlarla sözleşmiş olsaydınız, öyle bir buluşma yeri için mutlaka anlaşmazlık çıkarırdınız. Fakat olması gereken (zafer) ‘in olması için Allah böyle takdir etti. Ta ki, helak olan apaçık bir delil gördükten sonra helak olsun, sağ kalanlar da yine apaçık bir delilden sonra yaşasın. Kesindir ki Allah, işitendir, bilendir.   Hani o vakitler Allah sana uykunda (rüyanda) onları az gösteriyordu. Eğer Allah onları sana kalabalık gösterseydi korkacaktınız ve savaş konusunda anlaşmazlığa düşecektiniz. Fakat Allah böyle bir şeyden sizi uzak tuttu. Çünkü O, gönüllerde yatanı da bilir.   Ve işte onlarla karşılaştığınız vakit onları sizin gözünüze az gösteriyordu, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. Çünkü Allah o mukadder olan işi yerine getirecekti. Bütün işler Allah ‘a döndürülür.   Ey iman edenler, bir düşman topluluğu ile karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah ‘ı çokça zikredin ki, kurtuluşa eresiniz.   Ayrıca Allah ‘a ve Resulü ‘ne itaat edin. Ve birbirinizle didişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.   Çalım atarak ve halka gösteriş yaparak yurtlarından çıkanlar ve Allah yoluna engel koyanlar gibi olmayın. Allah onların bütün yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır” (el-Enfal 8/41-47)   “Hiçbir peygamberin, yeryüzünde ağır basmadıkça (kesin zafere ulaşıp üstün gelmedikçe) esirleri olması layık değildir. Siz dünya malını istersiniz, oysa Allah ahireti kazanmanızı murad eder. Allah azizdir, hakimdir.   Eğer Allah ‘dan bir yazı (hüküm) bulunmasa idi aldığınız fidyeden dolayı size mutlaka büyük bir azap dokunurdu.   Artık elde ettiğiniz ganimetten helal ve hoş olarak yiyin ve Allah ‘a karşı gelmekten sakının. Muhakkak ki, Allah bağışlayıcıdır ve merhamet edicidir.   Ey Peygamber, elinizde ki esirlere de ki : ‘Eğer Allah sizin kalplerinizde bir hayır bulursa, sizden alınandan daha hayırlısını size verir ve günahlarınızı bağışlar. Çünkü Allah bağışlayıcıdır.’” (el-Enfal 8/67-70)

Cenab-ı Hak, bu lütuf ve inayeti daha sonra Uhud savaşında hatırlatarak, şu ilahi ifade de bulundu :

“Andolsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Allah size Bedir’de yardım etmişti. Allah ‘tan sakının ki, O ‘na şükretmiş olasınız” (Al-i İmran 3/123)  

 

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ