27.01.2021 - Malatya Şehir Portalı & Firma Rehberi
Malatya Portal ~ Firma Rehberi

Kerbela – 1

Kerbela – 1

 

O’nu davet edip Kerbela çöllerine getiren; O’nu kardeşleriyle yalnız bırakan, sonra da korkunç bir döneklik ve ahde vefasızlık yaparak yerlerinden kıpırdamayan, üstelik İbn-i Ziyad’ın askerleri olan o zamanki Iraklılardır, Kûfe ahalisidir.


Sünnî-İslam dünyası, Yezid’in Kerbela’da Hz. Hüseyin’e yaptığını asla kabul etmezler. Hz. Hüseyin (R.A.)’yu Resul-i Ekrem (S.A.V.)in mübarek bahçesinin nazlı çiçeği olarak tavsif ederler, her hatırlayışlarında Hz. Hüseyin (R.A.)’ya yapılan zulmü ve faillerini tel’in ederler, yürekleri kabarır, gözleri yaşarır. Ancak bunu Şiilerdeki gibi şekilciliğe ve merasime dökmezler.

 

Hz. Hüseyin’in şehid edilişi…


Hiçbir Sünni Hz. Hüseyin (R.A.)’yu şehid eden Yezid’i ve askerlerini asla sevmez. Bu sebeple çocuklarına Yezid, hatta Muaviye ismi koyan bir Sünni yoktur. Ancak Hüseyin ismi son derece yaygındır. Hatta camilere ve mescitlere O’nun ismini asmışlardır. Ehl-i Beyt’ten birisi olarak kabul edilir. Bu bakımdan bu konuda şunun bilinmesinde fayda var: Bu acı olayın failleri, kesinlikle sünniler değildir. Bu acı olayın esas failleri: Yemin billâhlar ederek yardım sözü veren, O’nu davet edip Kerbela çöllerine getiren; O’nu kardeşleriyle yalnız bırakan, sonra da korkunç bir döneklik ve ahde vefasızlık yaparak yerlerinden kıpırdamayan, üstelik İbn-i Ziyad’ın askerleri olan o zamanki Iraklılardır, Kûfe ahalisidir.


Maalesef bu elim olay siyasi bir boyut kazanmıştır. Hz. Hüseyin’in 10 Muharrem 61’de (1 Ekim 680) Kerbelâ’da şehit edilmesinden sonra Şia için bu tarih önem kazanmış ve Hz. Hüseyin’in intikamını alma ahdinin tazelendiği bir matem günü olmuştur. Şiiler’in her yıl dövünerek, kendilerine işkence yaparak tutmaya başladıkları bu matem orucu Şii-Fatımî devletinin himayesinde devlet merasimleriyle icra edilmiş, daha sonra bu merasimler İran’da gelenek halini almıştır. Esasen dinin yasakladığı bu nevi bir matem, Şiî inancın canlı tutulmasında ve mezhep bütünlüğünün sağlanmasında önemli rol oynamıştır.


Aşûre’yi Şia’nın yas günü ilan etmesine karşılık Emevîler Kerbela faciasını unutturmak için bir vesile sayarak o günü adeta bir bayram kabul etmişlerdi. Hatta Fatımî Devletinin yıkılmasından sonra şenlikler düzenlenmiş, tatlı yiyecekler pişirilmiş ve bu konudaki bid’atların haklı gösterilmesi maksadıyla çeşitli hadisler uydurulmuştur.


Bu acı olayın tasvibi mümkün değildir. Şüphesiz Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin aile halkından, ehlibeytinden birinin, hiç hak etmediği bir muameleye tâbi tutulması, şehit edilmesi, bütün Müslümanlar adına son derece üzüntü verici, acı bir olaydır. Sıradan bir insanın canına kıyılmasını bütün insanları öldürmek gibi telakki eden bir dinin mensupları, böyle seçkin bir insana haksız yere kıyılmasını tabi ki telin eder. Böyle üzücü olayların yeniden meydana gelmemesi için ne gerekiyorsa onu yapmayı temel görevleri arasında görür.


Birlik ve beraberliğe ihtiyaç var
Ancak şu noktayı asla gözden kaçırmamalıyız: Hz. Hüseyin (R.A)’ya reva görülen bu muamele, ne kadar haksız ve ne kadar üzücü olursa olsun, Müslümanlar arasında ayrılık ve husumet sebebi olmamalıdır. Tarihin belli döneminde gerçekleşen bu üzücü olayı, gene tarihin hakemliğine emanet etmek ve duygulardan çok aklı hâkim kılmak gerekir. Zira günümüzde Müslümanların, her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyacı olduğu inkâr edilemez.


Kerbelâ olayının hatırasını yâd etme gerekçesi ile yas günü olarak algılanan 10 Muharremde sergilenen etkinliklerde, bazı Şii Müslümanlar, “kendi kendine işkence” denebilecek uygulamalar sergilemektedirler. Bunlar İslâm’a aykırıdır. Yas tutmanın da bir ölçüsü vardır ve bu ölçüyü Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz belirlemiştir. İslâm’dan önce Cahiliye Arapları, ölen kimse için aşırı derece yas tutar, ölünün yakınları avazı çıktığı kadar bağırır, eşi kendini eve hapseder, yıkanmazdı. Hatta profesyonel ağlayıcılar da tutarlardı. Abdullah b. Mes’ud (R.A.)’den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz bu geleneği, şu hadisi ile ortadan kaldırmıştır: “Yüzüne vurarak, yakasını yırtarak, cahiliye âdetlerini sürdüren bizden değildir.”

“Cennet Çocuklarının Efendileri…”


Aşûre günü, izah edildiği gibi bir çok peygamberin hayatında önemli ve olumlu olayların gerçekleştiği bir gündür. Ne yazık ki, İslâm tarihinde Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimizin sevgili, güzide torunu Hz. Hüseyin (R.A.) ile hane halkının günlerce aç ve susuz bırakılarak Kerbela’da şehit edilmeleri de bu güne tesadüf etmiştir. Hicretin 61. yılında vuku bulan bu elim olay, bütün müslümanlar için büyük üzüntü sebebi, büyük bir acı olmuş ve Müslümanları derinden etkilemiştir. Bu zatın, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin sevgili torunu olması ise, bu acıyı daha da artırmıştır. Hz. Hüseyin… Sevgili Peygamber (S.A.V.) Efendimizin damadı Hz.Ali (R.A.) ile cennet kadınlarının anası Hz. Fatıma (R.Anha)’nın ciğerpâresi…

 

Sevgili Peygamber (S.A.V.) Efendimizin dünyanın iki çiçeği, ahirette de “cennet çocuklarının efendileri” diye övdüğü ve haklarında, “ALLAH’ım, ben onları seviyorum, Sen de sev!” diye dua ettiği, adını bizzat kendisinin koyduğu torunudur… Hz. Hüseyin (R.A.)’nun siyasî ihtiraslar uğruna acımasızca şehit edilmesi, sevgili Peygamber (S.A.V.) Efendimizi ve O’nun Ehl-i Beytini seven bütün mü’minleri derinden yaralamış, kalplerini incitmiştir.

Dönüşü olmayan gerçek: “Kerbela”

İslâm tarihinin en üzücü olaylarından biri olan Kerbela olayı da, tarihin hakemliğine bırakılmalı, müminler arasında soğukluğun ve kırgınlığın sebebi kılınmamalıdır. Bütün Müslümanlara düşen görev, tarihin güzelliklerini, yanlış ve üzücü örneklerden ibret alarak, onların tekrar yaşanmaması için ne gerekiyorsa onu yapmaktır. Çünkü tarihin belli bir kesitinde Hz. Hüseyin (R.A.) ile Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin soyundan gelen bir kısım seçkin insanın etrafında oluşan üzücü olaylar, artık tarihe mal olmuştur.

 

Tarihte yaşanmış ve geri dönüşü olmayan böyle acı olayları tasvip etmek mümkün değildir. Ancak, bunları hatırlamak, ders almak içindir. Ehl-i Beytin maruz kaldığı haksızlık, alevisiyle sünnisiyle bütün Müslümanları derinden sarsan ve kederlendiren acı bir tecrübedir. Kerbela şehitleri, tarihte kimilerinin taşkınlığının ve iktidar mücadelesinin Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin ailesini bile hedef alacak kadar haddi aşabileceğinin işaretlerini taşır. Tarihin belli bir kesitinde meydana gelen bu üzücü olayları iyi düşünmek ve bunlardan ders çıkarmak gerekir. Müslümanlara düşen görev, bu tür müessif olayların tekrarlanmasını önleyecek bir bilinç ve anlayışa sahip olmak; kardeşlik, birlik ve beraberliğimizi korumaktır.

 

 

Hazırlayan:Mehmet Talu

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ